Türk Gücü
Selamlar,
Fas'a geldiğimden beri hiç bu kadar Internet sorunu yaşadığım bir zaman daha olmadı. Sürekli düşük hızda ve verimsiz bir Internet'le uğraşmak zorunda kalıyorum. Uzun zamandır yazamadığım bu dönem boyunca en güzel yenilik Fas'taki Türklerle en sonunda buluşmam oldu.
Bunun dışında Ramazan Bayramı boyunca güney Fas'a gidişim, ve maceralarım kayda değer olaylardı.
Bir öğretmen arkadaş ile beraber Agadir'e 10 saat süren bir yolculuğun ardından vardıktan sonra, ilk yaptığımız şey bir araba kiralamak oldu. Günlüğü yaklaşık 30€'ya en ucuz araba olan Suzuki'yle dağ taş demeden 650km yol yaptık. 1400 m. yükseklikteki güneyde bir dağa tırmandık, bir çok yer gezdik, gördük. Bu öğretmen arkadaş bir sene Mısır'da kaldıktan sonra, kelimenin tam anlamıyla kaçarak Fas'a gelmiş. Insanlardan oldukça çekiniyor, ve rahatsız oluyor. Fas'lılar ise turistlere karşı pek rahatlar, çoğu zaman rahatsızlık vermekten hoşlanıyor gibiler. Yine de söylediğine göre burada yaşadığı problemler Mısır'la kıyaslanmayacak kadar az. Mısır'ın dev adamları, ve büyük basenli kadınları burada yok. Hırsızlık, kadınları rahatsız etmek konusunda Fas'ı çok daha iyi bulduğunu söylüyor, Müslümanlık'la Mısır'lıların davranışlarının çeliştiğini belirtiyordu. Günah kavramı üzerine konuştuk, ve dinimizin günahı hoş karşılamadığını ama her günah işleyenin de müslümanlıktan çıkmayacağını, ona ters gelen çoğu durumun kültürel yorum olduğunu anlattım. Müslüman olmak istediğini ama "uygulama yapmayan" (non-practising) müslüman inancına sahip olmak istediğini söylüyordu. Özellikle içki içmemek ve örtünmek konularını uygulamasının mümkün olmadığı vurguluyordu. Müslümanlığın bir olduğunu, beş şartını kabul etmesi gerektiğini, ancak yapıp yapmamanın ona kaldığını anlattım. Islam dinine girmenin, "Allah'ın bir olduğuna, ve Hz. Muhammed'in onun elçisi ve kulu olduğuna" inanmaktan ibaret olduğunu anlattım. Bunun oldukça kolay olduğunu söyledi. Sonrasında kendisine Rabat'ta bir Türk'ten edindiğim okuduğum ilk 100 sayfasını oldukça faydalı bulduğum Islam'la alakalı her şeyden bir parça içeren bir kitabı hediye ettim.
("Living in the Shade of Islam", I. Büyükçelebi)
Essouri'ya geldiğimizde diz boyu selle karşılaştık, sonrasında Marakeş'e geçtik, ve ben yağmur'da daha fazla gezmenin mümkün olmadığı düşündüğümden, bu arkadaştan ayrılıp Rabat'a doğru yola çıktım. Ancak Rabat yerine Kaza'da otobüsten indim, Polonya'lı bir turistin yardımıyla en ucuzundan bir otele kapağı attım. Ertesi gün Siham'la buluştum, CUma günü ise Rabat'a geçip Ömer Bey'le tanıştım. Büyükelçiliği beraber ziyaret ettik, Vahdet Bey'in çayın içerken benim askerlik durumuyla ilgili bilgilendim. Sonrasında Kaza'daki Türk okulunu ziyaret ettim. Yolda beni arayan Sami'nin okuldan ayrıldığını, ve işi bıraktığı haberi ile sarsıldım. Sami, Sudan asıllı bir Amerika'lıydı ve okuldan ayrılan 3. öğretmen oluyordu. Bu oldukça moral bozucu gelişmenin ardından karışık duygularla Ifran'a tren ile geri döndüm. Ertesi günü yatakta dinlenerek, Pazar gününü ise okulun arkasındaki tepeye tırmanarak değerlendirdim.
Bu hafta sonu, Kral 5. Muhammed'in önderlik ettiği Yeşil Yürüyüş'ün yıldönümü münasebetiyle resmi tatil olan pazartesi günü Fez'deki Türk okulunu ziyarete gittim.
Türk Kolejlerinde görevli bu arkadaşlar ilk defa 13 sene önce Fas'a gelip, şu an Tanca, Kaza, ve Fez şehirlerinde okullar açmışlar. İçlerinde Arapça'yı akıcı konuşanlar olduğu gibi, Ingilizce bile bilmeyenler var. Fransızca konuşabilene ise daha rastlamadım. Inanılmaz gelebilir ama maklube ve yoğurt yedik, ve ben güzel muhabbetlerin ardından Ifran'a geri döndüm.
Fas'a geldiğimden beri hiç bu kadar Internet sorunu yaşadığım bir zaman daha olmadı. Sürekli düşük hızda ve verimsiz bir Internet'le uğraşmak zorunda kalıyorum. Uzun zamandır yazamadığım bu dönem boyunca en güzel yenilik Fas'taki Türklerle en sonunda buluşmam oldu.
Bunun dışında Ramazan Bayramı boyunca güney Fas'a gidişim, ve maceralarım kayda değer olaylardı.
Bir öğretmen arkadaş ile beraber Agadir'e 10 saat süren bir yolculuğun ardından vardıktan sonra, ilk yaptığımız şey bir araba kiralamak oldu. Günlüğü yaklaşık 30€'ya en ucuz araba olan Suzuki'yle dağ taş demeden 650km yol yaptık. 1400 m. yükseklikteki güneyde bir dağa tırmandık, bir çok yer gezdik, gördük. Bu öğretmen arkadaş bir sene Mısır'da kaldıktan sonra, kelimenin tam anlamıyla kaçarak Fas'a gelmiş. Insanlardan oldukça çekiniyor, ve rahatsız oluyor. Fas'lılar ise turistlere karşı pek rahatlar, çoğu zaman rahatsızlık vermekten hoşlanıyor gibiler. Yine de söylediğine göre burada yaşadığı problemler Mısır'la kıyaslanmayacak kadar az. Mısır'ın dev adamları, ve büyük basenli kadınları burada yok. Hırsızlık, kadınları rahatsız etmek konusunda Fas'ı çok daha iyi bulduğunu söylüyor, Müslümanlık'la Mısır'lıların davranışlarının çeliştiğini belirtiyordu. Günah kavramı üzerine konuştuk, ve dinimizin günahı hoş karşılamadığını ama her günah işleyenin de müslümanlıktan çıkmayacağını, ona ters gelen çoğu durumun kültürel yorum olduğunu anlattım. Müslüman olmak istediğini ama "uygulama yapmayan" (non-practising) müslüman inancına sahip olmak istediğini söylüyordu. Özellikle içki içmemek ve örtünmek konularını uygulamasının mümkün olmadığı vurguluyordu. Müslümanlığın bir olduğunu, beş şartını kabul etmesi gerektiğini, ancak yapıp yapmamanın ona kaldığını anlattım. Islam dinine girmenin, "Allah'ın bir olduğuna, ve Hz. Muhammed'in onun elçisi ve kulu olduğuna" inanmaktan ibaret olduğunu anlattım. Bunun oldukça kolay olduğunu söyledi. Sonrasında kendisine Rabat'ta bir Türk'ten edindiğim okuduğum ilk 100 sayfasını oldukça faydalı bulduğum Islam'la alakalı her şeyden bir parça içeren bir kitabı hediye ettim.
("Living in the Shade of Islam", I. Büyükçelebi)
Essouri'ya geldiğimizde diz boyu selle karşılaştık, sonrasında Marakeş'e geçtik, ve ben yağmur'da daha fazla gezmenin mümkün olmadığı düşündüğümden, bu arkadaştan ayrılıp Rabat'a doğru yola çıktım. Ancak Rabat yerine Kaza'da otobüsten indim, Polonya'lı bir turistin yardımıyla en ucuzundan bir otele kapağı attım. Ertesi gün Siham'la buluştum, CUma günü ise Rabat'a geçip Ömer Bey'le tanıştım. Büyükelçiliği beraber ziyaret ettik, Vahdet Bey'in çayın içerken benim askerlik durumuyla ilgili bilgilendim. Sonrasında Kaza'daki Türk okulunu ziyaret ettim. Yolda beni arayan Sami'nin okuldan ayrıldığını, ve işi bıraktığı haberi ile sarsıldım. Sami, Sudan asıllı bir Amerika'lıydı ve okuldan ayrılan 3. öğretmen oluyordu. Bu oldukça moral bozucu gelişmenin ardından karışık duygularla Ifran'a tren ile geri döndüm. Ertesi günü yatakta dinlenerek, Pazar gününü ise okulun arkasındaki tepeye tırmanarak değerlendirdim.
Bu hafta sonu, Kral 5. Muhammed'in önderlik ettiği Yeşil Yürüyüş'ün yıldönümü münasebetiyle resmi tatil olan pazartesi günü Fez'deki Türk okulunu ziyarete gittim.
Türk Kolejlerinde görevli bu arkadaşlar ilk defa 13 sene önce Fas'a gelip, şu an Tanca, Kaza, ve Fez şehirlerinde okullar açmışlar. İçlerinde Arapça'yı akıcı konuşanlar olduğu gibi, Ingilizce bile bilmeyenler var. Fransızca konuşabilene ise daha rastlamadım. Inanılmaz gelebilir ama maklube ve yoğurt yedik, ve ben güzel muhabbetlerin ardından Ifran'a geri döndüm.


3 ay sonra bu kadar çok Türk siması görmek bünyeme ne kadar iyi geldi anlatamam. Ma'assalama.
0 comments:
Post a Comment